…ve birlikte bir sürü inanılmaz macere yaşadılar, burada 100 hektar ormanında.

Bugün çocukluğumuzun gözde kahramanı, dost canlısı, mutluluk saçan karakter Winnie the Pooh’un yazarı Alan Alexander Milne’in doğum günü. Ünü sınırları aşan; kitapları dilden dile çevrilen; kitaplarının oyunlara, filmlere, çizgi dizilere döküldüğü Milne hayatının erken zamanlarında istediği ölümsüzlüğe Ayı Winnie sayesinde kavuşmuş olsa da belli başlı sebepler yüzünden asla bu unutulmazlık onu memnun etmemişti.

Winnie the Pooh çocukluğumuzun diğer öykülerinden karakterleri, derinliği, çocuklara yönelik eserlerde tasvip edilmeyen korkaklık, üzüntü gibi duygularıyla ayrılan karakterlerinden özellikle ayı Winnie ve Tigger’ın her şeye rağmen, küçük şeylerle, bazen de olayları çarpıtarak mutlu olmaya özen gösterdiği aslında Christoper Robin’in hayal gücünün yansıması bir kurguyla bilinçaltımızın derinliklerine kucak açan bir yapıttı. Diğerlerinden ayrılan bu farklılığın arkasında gizlenen psikolojik sıkıntıyı her insan sezebilir, hatta “Yüz Hekarlık Ormanda Patoloji: Nörogelişimsel Bakış” adlı bir makalede karakterlerimizden Ayı Winnie’nin dikkat eksikliği, bulimia; Piglet’in anksiyete bozukluğu, Tigger’ın hiperaktivite bozukluğu, Eeyore’un depresyon, Tavşan’ın narsiszm, Baykuş’un diskleksiden ve küçük dostumuz Christopher Robin’in ise şizofreniden muzdarip olduğu ele alınmıştır. 

Tüm bunların arkasında bir çocuğun üç yaşından tüm hayatına yayılacak travmatik gerçek şuydu ki; Christopher Robin, yazar A.A. Milne’in oğluydu ve tüm oyuncaklarıyla beraber ormanda oynuyor, dadısıyla beraber tavan arasında öylece oturuyordu. Doğum gününde babası tarafından hediye edilen ayının ve hayvanat bahçesindeki Winniepeg’den gelen ayının ihtişamından etkilenerek adını Winnie olarak değiştirdiği bu ayının ve kuğulara “Pooh” diye seslenişinin lanetinden hiçbir zaman kurtulamayacaktı.

Kitapların beklenilenin çok üstünde satması sonucu küçük yaşında çok büyük bir üne kavuşan Christopher, anne babasının ilgisizliğinin de cabasıyla, bu yükü ve insanların onun dünyasını sahiplenişini kaldıramamıştı. Öyle ki, I. Dünya Savaşı’ndan sonra insanların kalbine ihtiyaç duydukları çocukluğu ve mutluluğu sızdırabilen bu öykülerde Cristopher Robin’in gerçek hayattaki varlığından yola çıkarak insanlar öyküdeki çocukla, dış dünyadaki çocuğun karakterinin, farklılığının ayrımına varamaz olup kurgusallığı doğru saymışlar; yazarımız Milne’den “Christopher Robin’in babası” şeklinde bahsetme gafletine düşmüşlerdir. İnsanlar çokça unutuyor ki yazılan her şey romantiklerin dünyaya bakış perspektifinden resmediliyor.

A. A. Milne I.Dünya Savaşı’ndan döndükten sonra savaş pasifisti fikirlerini bir kitapta toplamaya çalışıyordu ki herkes düşünsün ve savaşmayı bıraksın ama bunu yapması için savaş hakkında çok fazla düşünmesi gerekiyordu. Aynı zamanda savaşın ilmek ilmek üzerinde bıraktığı travma sonrası stres bozukluğuyla başa çıkan ve kendi otobiyografisi “It is too late“de de yazdığı gibi ‘mental açıdan hasta olan’ bir adam için bütün bunlar çok sancılıydı ve sorumluluklarından bir takım bahanelerle kaçmaya başlamıştı.

Herkesin gözden kaçırdığı bir şey vardı ki; yazdıkları Christopher Robin’in değil, kendi hikayesiydi. Tıpkı zor durumda parmağını emmeye başlayan bir yetişkin gibi çocukluğunda güvenli bölge arayışına dönmüştü ve o fark etmeden savunma mekanizması yansıtıyordu düşüncelerini. Anlaşılma isteğinin önünü nüktedanlığı kesiyor; o ise korkarak imgelerin arkasına saklanıyor, Winnie the Pooh’un ağzından söylemek istediklerini sıcaklıkla fısıldıyor ve Ayı Winnie’den mutluluk dersleri alıyordu. Ha sakın yanlış anlaşılmasın, babasının kendini gördüğü karakter tüm korkaklığıyla Piglet’ti ama olmak istediği Winnie aracılığıyla Christopher Robin’di. İlerleyen yaşlarında Christopher Robin de bunu farkedip, “Ben 3 yaşındayken babam da 3 yaşındaydı, ben 6 yaşındayken babam da 6 yaşındaydı. 50 yaşına gelmekten kaçmam gerekiyordu.” diyecektir.

Gözlerini ilham aracılığıyla hayatına çevirmişti sadece. Gördüğü bir dünya, realiteden farklı yorumlanmış bir çocuk vardı. Oyuncaklara önce fiziksel özelliklerinden yola çıkarak kimlik kazandırmış zaman zaman kafasının içindeki sesleri dile getirmişti. Örneğin yıprandığından dolayı başı eğik dolaşan Eeyor’un üzgün olduğu için yere baktığından yola çıkarak eşeğe depresif bir kimlik kazandırmış; hafif tombik ayımıza zayıflayamayan, sürekli aç ama beden olumlamayla dış görünüşünden mutlu olan bir Winnie karakterize etmiş, hatta kitap tanıtım için yazdığı “teddy bear” isimli bir şiirinde de bu noktalara dikkat çekmiştir.

Gerçek CR’nin kitapta aynı isimle bahsedilişini her ne kadar pervasız ve ince düşünceden yoksun gözükse de ev içinde Christopher Robin’e “Billy Moon” olarak hitap ediliyordu ve kitaptakinin çocuğun asıl karakteri olmadığından emin olduğundan herhangi bir sakınca görmemişti. Pedogojik açıdan kurgunun çocuğu üzerindeki yansımasının, ailesinin verdiği isimlerin, onun büyümesinin engellenmesinin, tüm bu Billy-Christopher çatışmasının Christopher’ın Büyülü Zamanlar otobiyografisinde de bahsettiği gibi üzerinde yol açtığı kimlik bunalımı öngörülememiş; küçük bir çocuğun dünyası değiştirilerek halka açılmıştı. İnsanların senin olanı çalmalarının en meşru yolu tabii ki onları yazmaktı, hiçbir şiir yazarına ait değildir, kaleme aldığın bir anıyı okuyan herkes yaşamıştır artık. Aynı bu şekilde Christopher’ın ormanı ve oyuncakları herkesin olmuş; imitasyonlarına sahip olanlar bile kendilerinin hayatıymış gibi davranmaya başlamıştı.

Her şeye rağmen Milne’yi eleştirmeye hakkımızın olduğunu düşünmüyorum. Özellikle de yakasına yapışmış ünden kurtulmaya çalışan, çocuğunu sırf bu yüzden kaybetmiş acıklı bir babayken. Milne; çocuğun dünyasına göz atma şansı yakaladığında bu yapayalnız çocukla empati kurmuş, baba oğul hayal güçlerini birleştiren iki yalnız arkadaşa dönüşmüşlerdi. “Christopher Robin” sıfatının öznel yorumlarının yafta gibi çocuğunun üzerine kalmasından korkmasından mıdır, yoksa çabasının yanlış biçimlenmesinin zedelediği megolamanlığından mıdır bilemeyiz ama telaşından ötürü her iki şekilde de yazarımız hoş görülmeye aç olunmalıdır.

Tek sorun durumun geç farkına varması ve kendisi olay mahallinde yaşamaya devam ederken çocuğunu kendinden uzaklaştırarak yatılı okula göndermek gibi amatör ve yavan çözümlerle duygusal olgunluktan uzak hareket etmesiydi. Asıl sıkıntılarını yatılı okulda yaşayan CR, insanların zorbalıklarına, iftiralarına, yaftalarına maruz kalmış çocukken peşine takılan bu ün sayesinde sancılı bir büyüme süreci geçirdi. 

Onu en çok yaralayan noktalardan biri de babasıyla geçirdikleri süre zarfı boyunca babasının kitap yazma araştırması içinde olduğunu düşünmesi ve kitap basıldıktan sonra onunla hiç o sıcaklıkta vakit geçirmediğine inanılmasıydı.

Gördüğünüz gibi Christopher sadece sevgisini göstermekten korkan ve savaşın gölgesinde bir ailede dadısıyla büyüyen, ilgi görmek isteyen, basit bir çocuktu. 

500 milyondan fazla satan, yıllık ortalama 3,67 milyar euro geliri olan kitabın telif haklarını ve mirasını tamamıyla reddetti Christopher Robin, bunu kendi kimliği için yapmıştı.

Babası öldükten sonra annesiyle çok az temasa geçen ve dadısı Nou’yla ölene kadar iletişimde olan Christopher(Billy), sonralarda eskisi kadar kırgın olmayacak olgunluğa ulaşıyor ve ailesine uzun zaman önce veda ettiğini, belirtiyor.

A. A. Milne hakkında yazmayı bıraktığında unutulacağını düşünse de Winnie tüm saflığıyla biçim değiştirerek kalplerimize dokunmaya devam ediyor.

HERKESİN WINNIE THE POOH GÜNÜ KUTLU OLSUN!

Ormanın kenarındaki o büyülü yerde küçük bir çocuk ve ayısı oynuyor olacak hep.

Return to Pooh Corner

Hamide Nur Tutuk