İnsanın tarih sahnesine çıkışından itibaren sanat, insanı yalnız bırakmamıştır zira insanlar yaşayış şekillerinde, hayata bakışlarında ve duygularında meydana gelen değişiklikleri sanat aracılığıyla tekrar tekrar yaşamış ve yaşatmışlardır. Dolayısıyla sanat insanı etkileyen faktörlerden etkilenmiş; yaşanılan dönemde dünyanın içinde bulunduğu durum ve gelişmeler, çağın sanat algısı üzerinde belirleyici olmuştur. Günümüzde hayatın hemen her alanına yayılan dinamizm sanatta da kendini göstermektedir. Bilgi akış hızının zirvesini yaşadığımız bu yüzyılda sanat da hızlı üretilip hızlı tüketilen, mesafelerin ve sınırların anlamsızlaştığı, konuda ve biçimde sınırsızlığın görüldüğü bir forma evrilmiştir. Bu noktaya gelene dek bir dizi dönüşüm geçiren sanat, yaşam var oldukça dönüşmeye devam edecektir. Gelecek üzerine tahmin yürütmenin ötesine geçilemese de geçmiş hakkında bilgi edinmek mümkündür. Bu doğrultuda yapılan araştırmalarda, karşımıza belirli dönemler ve akımlar çıkmaktadır. 

Rönesans öncesinde, Hristiyanlık parlak çağlarını yaşarken sanatta Romanesk ile başlayarak Gotik Sanat ile devam eden bir süreç görülmektedir. Dini otorite nedeniyle resim ve heykel üzerine konuşmanın zor olduğu dönemin sanat anlayışını özellikle dini yapıların mimarisi yansıtmaktadır. Daha sonra coğrafi keşifler’in yaşanması, ticaretin gelişmesi, matbaanın kullanımı ile birlikte Rönesans başlar. Rönesans’ta Antik Yunan ve Roma uygarlıklarına duyulan ilgi büyüktür. Sanat eserlerinde sadelik, ölçülülük ve oran önemlidir. Bu durum Leonardo Da Vinci’nin ve Michelangelo’nun eserlerinde izlenebilir. Rönesans’ı takiben Maniyerizm akımı, Rönesans’ın kuralcılığını yıkmayı amaçlamış; eserlerde oran ve ölçü bozulup derinlik artmış, mükemmeliyetçi formdan uzaklaşılmıştır. Etkisini tüm sanat dallarında göstermiş olan Barok ışık ve gölge oyunlarının ön plana çıktığı bir dönemdir. Özellikle heykel alanında eşsiz eserlerin verildiği dönemin müzikteki yansımaları Vivaldi’nin eserlerinde vücut bulmaktadır. Rokoko, Barok’un artçısıdır ve dekorasyon ve süslemede öne çıkan, özellikle aristokratlara hitap eden ve yine bu kesim tarafından desteklenen bir akımdır. Barok ve Rokoko’dan sonra sanatçılar bir süre gösterişi bırakıp sadeliğe dönerek Neo Klasisizm’i benimsemişlerdir. Bu akımla Antik Yunan ve Roma’ya duyulan ilgi nüksetmiştir. Fransız Devrimi ile birlikte duyguların ön plana çıktığı Romantizm başlamış yalın anlatımların, desen yerine rengin öne çıktığı eserler verilmiştir. Realizm, Romantizm’e tepki niteliğindedir ve işçi ve köylü sınıfı konu edinir. Eserlerde duygu dünyası bir kenara bırakılarak gerçekçi bir tutum takınılmıştır. Yirminci yüzyıl ile birlikte Klasisizm geride kalmış, Modernizm başlamıştır. Modern sanat akımlarının başında Empresyonizm gelir. Akım adını Monet’in “İzlenim: Gün Doğumu” tablosundan almıştır. Empresyonistler; nesneleri gerçek biçimleriyle değil, ışığa bağlı olarak duyumsadıkları biçimleriyle yansıtmışlardır çünkü resmin izlenimlerin yansıtılması olduğuna inanmışlardır. Bu nedenle Empresyonizm’de ışık başat ögedir ve her şey anı yakalayabilmek üzerine kuruludur, sanatçıların alışılagelmişin dışına çıkarak stüdyo yerine açık havada çalışmaya başlaması da bu yüzdendir. Empresyonizm’de ışık üzerinde öyle çok durulmuştur ki içerik, konu gibi birçok faktör geri planda kalmıştır. Ayrıca gün ışığı devamlı değiştiğinden hızlı çalışmak gerekmektedir. Akım içindeki bazı sanatçılar bu durumu aşmak adına Empresyonizm’i kendi iç dünyaları ile harmanlayarak yeniden yorumlamışlardır ve sonuç olarak Post Empresyonizm doğmuştur. Bugün adını sık sık zikrettiğimiz Van Gogh, Cezanne, Gauguin bu akımın öncüleridir. Parlak renklerin yer yer abartılarak kullanıldığı eserlerde sanatçıların duyguları önem taşır. Empresyonizm’e tepki olarak Puantailizm, Fovizm, Ekspresyonizm gibi farklı sanat akımları da doğmuştur. Puantaizm’de ışık yerine renk başat öge olmuş, rengi vurgulamak adına renkler karıştırılmayıp nokta halinde bırakılmıştır. Fovizm’de de renkler önemlidir ancak duyguları anlatmak gibi bir sorumluluk üstlenirler. Ekspresyonizm’de nesnelerin izlenimi yerine sanatçı üzerindeki etkisi ifade edilmiştir. Bu nedenle sanatçılar nesneler üzerinde estetik algıları doğrultusunda değişiklikler yapmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesi ile birlikte savaşın yıkıcı etkisi Dadaizm ile birlikte sanatta da hissedilmiştir. Dadaizm modern dünyayı tiye alıp kapitalist toplum düzenini, aklı, mantığı reddederek kaosa yönelmektir. Sanat estetiği, hoşa gitmeyi amaçlarken Dadaizm estetiği önemsememekte, rahatsızlık vermeyi amaçlamaktadır. Daha sonraları makineleşmenin artışıyla hareketin günlük yaşamın merkezi haline gelmesi sanatta kendini Fütürizm ile göstermiştir. Her şeyin değiştiğini ve hareketin hayatın temel kaynağı olduğunu savunan bu akımda hareketi resmetmek adına nesneleri parçalara ayırma, çizgileri üst üste getirme gibi tekniklere başvurulmuştur. Kübizm ise nesneleri geometrik şekiller olarak yorumlayan, duygulardan ziyade akla dayalı eserler yaratılan, cisimlerin açılıp katlanıp değişik bakış açılarından gösterildiği bir akımdır. Picasso ve Braque tarafından başlatılan bu akımın ileriki aşamalarında kolaja başlanmasıyla değişik materyaller resme dahil olmuştur. Soyut resim ile birlikte sanatın varlıkların taklidi yerine kendi varlığını yaşamaya başladığı söylenir. Sanatta içgüdünün önem kazandığı bu dönemde resim elemanları hem göze hoş gelecek şekilde hem de sanatçının duygularını yansıtacağı şekilde kullanılır. Sürrealizm ise savaşın ardından sanatçıların gerçek dünya yerine bilinçaltlarına yönelerek oradaki düşsel ortamı resmetmeleri üzerine çiçeklenmiştir. Bilinç ve bilinçaltının birleştiği, gerçek ve düşün karıştığı bu akımda psikoloji biliminin etkisi göz ardı edilemez. Akımın önde gelen isimleri Salvador Dali ve Miro’dur. Süprematizm, duyguların yalın renkler ve geometrik sembollerle ifade edilmesidir. Kasimir Maleviç liderliğinde gelişen bu akımda eserler sıfır biçim olarak adlandırılır. Kasimir Maleviç, “Nesneler dünyası yoktur, onlar insan tasarımıdır. Sıfır biçimi insan için kurtuluştur. Böylelikle bencillik, çıkar yok olacak nesnesiz dünya var olacaktır. Yeni sanat nesnelerle bağını koparmalı, hiçlikten başlamalı ve evrensel olana yönelmelidir.” sözleriyle amacını özetlemiştir.

Post Modern dönemde İkinci Dünya Savaşı sonrası değişen dünyada siyasal ve dinsel olgular yerini bilgi ve iletişime bıraktığını görmekteyiz. Sanat alanında sınırların yok olduğu disiplinler arası bir anlayış yayılmış ve temel gaye moderni yok saymak değil aşmak olmuştur. Çağın ilk akımlarından olan Pop Art günlük hayatla sanatı yaklaştıran, tüketim kültürünü ve reklamı vurgulayan bir akımdır. Eserlerde yiyecekler, içecekler, Marilyn Monroe gibi kadın ikonlar sık kullanılmıştır. Bu akımda Andy Warhol, Richard Hamilton göze çarpan isimlerdir. Optik Sanat’ın ise temel hedefi göz sinirlerini uyarmak, illüzyon etkisi yaratmaktır. Minimalizm ise cisimlerin sembolik anlamlar taşımadığını savunur. Simetri ve düzenin baskın olduğu eserlerde nesneler endüstriyel malzemelerden seçilir, değişikliğe uğramazlar. Günümüz sanatının temelini oluşturan Kavramsal Sanat ise felsefi temellere dayanır ve sanatın değişime ihtiyaç duyduğunu, sanatta maddi varlıklara ihtiyaç olmadığını, kavramsal olarak algılananın zaten sanat olduğunu kabul eder. Bu akımla beraber altmışlı yıllar ve sonrasında pek çok sanat akımı ortaya çıkmıştır. Örneğin Art Povera, zaman içinde değişen organik ve inorganik maddelerle oluşturulan eserleriyle ön plana çıkan bir akımken Performans Sanatı izleyici önünde eserlerin verildiği tiyatrodan farklı olarak herhangi bir metne bağlı olmayan anlık oyunları kapsayan bir akımdır. Günümüze yaklaştıkça akımların sayısı artmakta, sınırları silikleşmekte, dinamik bir sanat portresi gözlemlenmektedir. Geleceğin portresini ise çağlardır olduğu gibi yine hayatın akışı çizecektir.

Buse Us