İnsanlık her zaman merak etmiş, keşfedilmemişi keşfetmek istemiştir. Özellikle 16.yüzyılda coğrafi keşiflerle birlikte Batı medeniyeti dünyamızdaki birçok yeri keşfetmiş olsa da halen dünyada insan elinin değmediği yerler mevcuttur.

Sentinel Adası

Sentinel Adası, Doğu Bengal Körfezi’nde bulunan, Hindistan Cumhuriyeti’ne bağlı bir adadır. Adada yaklaşık 50 kişilik bir kabile yaşamaktadır. Yapılan araştırmalar sonucu hala ateşi keşfetmedikleri düşünülen bu kabileyle 100 yıldır iletişim kurulmaya çalışılmaktadır. İlk temas 1880 yılında bir İngiliz araştırma grubu tarafından yapılmış, ancak yerlilerin mızraklar ve oklarla saldırmaları sonucu grup geri çekilmek zorunda kalmıştır. Ardından 1967 yılında Hindistan hükümeti bu ada için özel bir proje başlatmış ve tekrardan temas kurulmaya çalışılmıştır. Hintli araştırma grubu adaya birçok sefer Hindistan cevizi, koyun gibi hediyeler getirmiş, ancak yerliler hediyelere grubun gözü önünde zarar verip ardından da araştırma grubuna saldırmıştır. 2006 yılında adaya yakın bir yerde avlanan iki balıkçı ise yerliler tarafından öldürülmüş, bunun ardından da Hindistan hükümeti adaya yaklaşılmasını yasaklamıştır. Ada hakkında bildiğimiz tek şey yerlilerin pek de misafirperver olmadığı, bu sebeple de ada bizler için gizemini korumaya devam ediyor.

Mariana Çukuru

İnsanlar merak ve keşfetme arzusuyla Ay’a bile çıktılar. Buna rağmen dünyadaki su kaynaklarının yaklaşık %95’i hala keşfedilmeyi bekliyor. Basınç etkisinden ötürü özellikle denizlerin ve okyanusların derinliklerini keşfetmek bir hayli zor oluyor. Elbette okyanusun derinlikleri denilince akla gelen ilk yer Mariana Çukuru oluyor. Mariana Çukuru, Büyük Okyanus’ta Japonya ve Endonezya arasında yer almaktadır ve dünyanın bilinen en derin noktasıdır. Son ölçümlere göre derinliği yaklaşık 10.994 metredir. Everest Dağı’nın yaklaşık 8.850 metre olduğunu düşünürsek Mariana Çukuru’na Everest Dağı’nı batırsak bile deniz seviyesinden 2.000 metre derinde olurduk. 1951 yılında İngiliz keşif gemisi Challenger II sonar ölçüm aletleri sayesinde çukurun derinliğini 10.900 metre hesaplayarak o ana kadarki en derin noktayı keşfetmiş oldu. Ancak çukurun derinliklerinde sıvı basıncı çok yüksek derecelere ulaştığından iniş için yüksek basınca dayalı, batiskap adı verilen özel denizaltılarla ihtiyaç duyulmaktaydı. Bu yüzden çukura ilk iniş 9 yıl sonra İsviçreli bilim insanı Jacques Piccard tarafından gerçekleştirildi. Piccard, en derin noktaya inemese de 3 saatlik bir dalışın ardından yaklaşık 10.000 metreye inmeyi başardı. Ardından 2012 yılında ünlü yönetmen James Cameron bizzat kendisinin tasarladığı “Deepsea Challenger” adlı denizaltısı ile çukurun en dibine inmeyi başardı. Yaklaşık 3 saat incelemelerde bulunan Cameron bu sayede iki yeni canlı türünün tespit edilmesini de sağlamış oldu. İnişlerde yapılan en önemli keşifler ise hiç şüphesiz alışkın olmadığımız canlı türleri. Bu derece derin bir çukura bir noktadan sonra güneş ışınları ulaşamadığı için, derin kısımlarda kemosentetik canlı türleri yaşamakta. Yapılan her araştırmada yeni canlı türlerinin keşfedildiği düşünülürse, Mariana Çukuru bizler için hala bilinmeyenlerle dolu diyebiliriz.

Grönland         

Grönland, Danimarka Krallığı’na bağlı olan özerk bir bölgedir. Dünyanın en büyük adası olan Grönland’ın %81’i buzlarla kaplıdır. Yüzölçümü yaklaşık 2.100.000 km2 olan dünyada nüfusun en seyrek olduğu bölgelerden biridir. Grönland Kuzey Kutup Dairesi’nde bulunduğu için bölgede tundra ve kutup iklimi görülmektedir. Bu yüzden de tarım imkanları çok sınırlıdır. Yazın bile bölgede ortalama sıcaklık 9 derece civarındadır. Bu zorlu iklim şartlarından ötürü de bölgede sadece 57.000 kişi yaşamaktadır. Nüfusun bu denli az olmasından ötürü de bölgenin yaklaşık %90’ı hala keşfedilmemiştir ve bölge doğal güzelliklerini korumaktadır. Ancak küresel ısınma sebebiyle gelecekte Grönland’ın çok göç alacağı ve bu yüzden de doğal güzelliklerini zamanla kaybedeceği ileri sürülmektedir.

Yiğit Karabaş