Rahmi Mesud Yılmaz

Endüstri mühendisliği birbirine bütünleşmiş birden fazla alanı kapsayan; plan, tasarım, geliştirme gibi süreçlerin yanı sıra insan, bilgi ve teknolojiyi aynı anda özümsemeyi gerekli kılan bir meslek dalı olarak görülmekte. Öyle ki uygulamalı bir alan olarak anılmasına rağmen endüstri mühendisliği dalında iyi bir mesleki başarı yakalamak için öncelikle hem toplum hem de teknoloji ve üretim alanında bilgi ve tecrübe sahibi olmak gerektiğinden bu alanda alınacak olan eğitimin kalitesi ve kişinin kendi çabaları çok önemli bir yere sahiptir. Bahsettiğimiz gibi başlı başına çok disiplinli bir alan olan endüstri mühendisliği öğrencilerinin kalite, güvenlik, etkinlik ve performans alanında iyi eğitilmiş olması gerekmektedir. (Marin-Garcia, J.A and Lloret, J. ,2011). Biz de böyle önemli ve çok yönlü bir alanda eğitim gören endüstri mühendisliği öğrencileri için kendisi de bir endüstri mühendisi olan Atlas Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı Direktörü Rahmi Mesud Yılmaz ile görüşüp bölümle ilgili çeşitli konularda bazı sorular sorduk.

Türkiye’de eğitim gören endüstri mühendisliği öğrencilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz ve sizce bu öğrenciler kendilerini nasıl geliştirmeliler? Endüstri mühendisliği disiplinlerarası bir bölüm. Bunun öğrencilere ne faydası var?
Bunu öğrenciler en çok iş hayatına başladıklarında görecekler. Yani; işletme, iktisat ve idari bilimler alanlarından dersler almış olmaları, aynı zamanda analitik yönlerini geliştirmeleri ve tabii ki mühendislikle ilgili temel dersleri alıyor olmaları ve üretim yönetimindeki iyileştirme konularında uzmanlaşıyor olmaları onları aslında çok avantajlı bir konuma getiriyor. Çünkü herhangi bir işe başlanıldığında farklı alanlarla ilgili bilgi sahibi olmak, önemli bir pozitif ayrışmaya yol açıyor. Öğrenciyken ve birçok endüstri mühendisi ile birlikteyken de bunun değerini fark edemiyorsunuz. Okul dönemi bittikten sonra örneğin, bir imalat işletmesinde çalışırken işletme konularında, pazarlama ve muhasebe gibi konularda bilgi sahibi olmak ya da hizmet sektöründe çalışırken iyileştirme, lojistik gibi teknik konularda bilgi sahibi olmak çok daha hızlı ve etkin çözümler üretebilmeyi sağlıyor. Dolayısıyla kendilerini nasıl geliştirecekleri konusunda bu endüstri mühendisliği öğrencileri öğrenim hayatları boyunca bu çok disiplinli yapıyı özümseyip kendi bölümleri dâhilindeki farklı alanlarda derinleşerek derslerine önem göstermeliler. Bazı üniversitelerde teknik- mühendislik dersleri daha fazla oluyor ki İTÜ de bunlardan biri olarak görülebilir. Bu nedenle burada öğrenim gören arkadaşlarımız kendilerini iktisadi idari bilimler konularında daha fazla geliştirmek bir avantaj olabilir. Seçimli dersleri alırken de bunlara dikkat edebilirler. Tabii ki bütün bunların yanında iyi bir yazılım/veri tabanı donanımı, İngilizce bilgisi gibi konulara girmiyorum bile. Onlar zaten olması gereken klasik tavsiyeler. Benim önerim çok disiplinli olma konusunda ilerlemeleri. Bir endüstri mühendisinden çok iyi bir makine mühendisi, ekonomist, inşaat mühendisi çıkmaz; bununla ilgili çok fazla çaba sarf etmeye gerek yok. Endüstri mühendisliğinin amacı bunlardan birine odaklanmak değil. Bu disiplinlerarası bir bölüm dolayısıyla amacı, tam ortada olmak ve hepsine eşit mesafede durarak mümkün olduğu kadar bölümle bütünleşmek. İyi bir endüstri mühendisi olacakken kendilerinden çok kötü bir makine mühendisi ya da çok kötü bir ekonomist çıkarmaya çalışmamaları gerekli.

Yurtdışına giden, gitmek isteyen mühendislik öğrencilerinin sayısında artış olduğu söyleniyor; siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet, yurtdışı derken tabii ki refah seviyesi daha yüksek, gelişmiş ülkeleri kastediyorsunuz. Oradaki sosyal ve maddi imkânlardan faydalanmak arzusu ve eskisine göre daha erişilebilir olması talebi de arttırıyor. Bunu yapmanın iki ana yöntemi var; İTÜ endüstri mühendisliğini bitirip direkt yurtdışındaki bir firmadan teklif alıp yurtdışına gitmek çok zor. Bu iki yöntemden birincisi Türkiye’de iyi bir kariyer başlangıcı daha sonra kendi alanında ilerleme örneğin, iyi bir SAP danışmanı olduktan sonra bu iş deneyimiyle ve bu uzmanlaşmayla Almanya gibi bir ülkeden iş teklifi alıp oraya gidip çalışma ve oturma izni alınabilir. Tabii ki bu diğer ülkeler için de geçerli olabilir. İkinci yöntem ise eğer direkt yurtdışına gitmek istiyorsak bunun yolu eğitimden geçiyor. İlgili ülkede bir yüksek lisans programına dahil olunabilir örneğin: Amerika, Kanada, Almanya, Avustralya, Fransa, İtalya… Bu ülkeler kendi ülkelerinde eğitim alan öğrencilere belirli bir süre eğitimden sonra oturma ve çalışma izni veriyorlar. Bu sayede siz hem bu bürokrasileri aşmış olarak buralarda işe başlayabiliyorsunuz hem de bu ülkelerin kendi okullarında eğitim almış olarak yine iş görüşmelerinde daha avantajlı duruma geçiyorsunuz. Dolayısıyla bu iki yöntem esas yöntemler. Bunlardan başka olarak bir “buçuk” yöntemden bahsedebiliriz. Bu da İTÜ ABET üyesi olduğu için mühendislik fakültelerinde öğrenim gören öğrenciler örneğin, Avustralya’ya geçici çalışma izni alarak iş deneyimi edinmek için gidebilirler ya da ABD’de paralı staj programlarını değerlendirilebilir ancak bunlar geçici vizeler, bu yüzden bu son yönteme “iki buçuk”uncu yöntem diyebiliriz. Esas olan daha önce bahsettiğimiz iki seçenekle yurtdışına gitmek.

Siz kendi kariyerinizi nasıl şekillendirdiniz?
Tabii bu soruya memnuniyetle cevap verebilirim ama bunun içerisinde çok fazla özel ve belirli faktörler var. Bu sebeple başka insanlara ne kadar model olur bundan çok emin olamıyorum. Kısaca bahsetmek gerekirse üniversite sırasında başladığım şirkette dördüncü senemde birtakım faktörlerle işletme ortağı oldum. Daha sonra Dünya ve Türkiye ekonomisinin büyümesiyle beraber işletme de çok hızlı büyüme gerçekleştirdi, bu sayede hem Türkiye’de hem yurtdışında yatırımların artması ve yarı küresel bir işletme olmamız birbirini takip etti. Yarı küresel diyorum çünkü hala en büyük faaliyetlerimiz Türkiye’de gerçekleşiyor. Bunlar çok çalışarak oldu, tabii dış faktörler de etkiliydi. Benim özelimde söylenebilecek sadece şöyle bir ayrıntı var; sürekli “Başka nerede nasıl bir fırsat var? Neyi kovalayabilirim?” başka iş yeri başka sektörler diye sormaktan ziyade kendi bulunduğum işletmeye, sektöre ve işime odaklanıp orada derinleşmenin avantajını on yıl içerisinde görmeye başladım. Çok fazla sektör ve fikir değiştirmek bu anlamda genellikle dezavantaj oluyor. “Taş yerinde ağırdır” sözü için ben iyi bir örnek olabilirim.

Genç endüstri mühendislerine diğer tavsiyeleriniz nelerdir?
Üniversitede derslerde en ön sıralara oturup hiç ders kaçırmasınlar. Yabancı dil olmazsa olmaz. Mümkün olduğu kadar yurtdışı seyahatleri yaparak Work and Travel ve Interrail gibi zor şartlarda da olsa farklı kültürleri görmeye çalışsınlar. Her zaman çok gelişmiş değil, az gelişmiş ülkelere de seyahat etmek gerekiyor çünkü bu seyahatler insana geniş görüşlülük kazandırır. Bir de öğrencilikteki o konfor alanı hiçbir zaman tekrarlanmayacak, keyifli bir öğrencilik ve gençlik dönemi geçirsinler. Hayat kısa, tekrarı yok ve bazı uğraş ve işlerimiz de aslında sandığımız kadar önemli değil.