Gözlerini kırpıştırdı Y. Bugün farklı bir şeyler yapmalıydı, hatırladı. Karanfillerini giyindi. Aheste aheste tırmandı merdivenleri, tırabzanlara tutunmadan, korkmadan. Tutamak gibi budalaca oyunlara girmeyecekti. C’nin Y’si olma yanılgısı canını yeterince yakmıştı zaten. Çizginin ne kadar yakınında olduğunu görüp dehşete düşmek istemiyordu, koşar adım gidip kucaklamak istiyordu hikâyenin sonunu. Coşkun’un alkışlarını duymak için son kez sessizce haykıracaktı, bizim gibileri de oyunlarda ölebilirdi!

  Temiz hava ciğerlerini buruşturmaya başlayınca “Anlaşılması gereken her şey anlayanlara dairdir.” dedi lirik yazarı, anladı.

  Camların aksinde bir türlü benimseyemediği kendini incelerken tasvir edilemeyen o bakışı gördü (biri sorsa çilek kusmak gibi derdi tabii), bedeninden hala korkuyordu.

  “Zaten yarı yarıya anlaşılmadım. Anlayanların yarısı da sadece mutsuz oldular.” dedi şair. Labirentlerini devirdi, kaçtıkça lirik yazarının şaire dönüşmesi, aslını kabullenemediğinden olsa gerek Y’nin göğsüne saplandı.

  Güneşin sıcaklığını teninde duyumsamak onu tedirgin etmemişti. Hakkıyla yapmak istiyordu işini, yağmurun yağmasına ihtiyacı yoktu. İnsanların çığlıklarını duymasına ihtiyacı yoktu. Yine de “anlaşılmak” dilenip bozukluklardan korkması bu sefer sözcükleri giydiremeyecekti.

  Çocukluğu geçti gözünün önünden, oturup izledi. Cennetinde makarnadan çok daha fazlasını feda ettiğini biliyordu. Hala cenaze namazı istiyordu, affedilmeye ihtiyacı vardı. Takdir kazanmaktan çok sevilmek istiyordu. Tanrısı onu sevmeliydi. Acılarında, huzurunda, yalnızlığında seslenmişti ona. Teşekkürünü sunmuştu Y, darılmaca olamazdı aralarında.

  Çektiği nefesle rahatsız bir huzur dolmuştu yüreği; son noktayı koyacaktı sadece, kaçmıyordu. Hafifçe ayaklandı. Şinasi’yi düşündürüp Atilla İlhan’ı gülümsetmek isteyip yanıldığı notunu cebine iliştirdi. İlk adımını atıp gözlerini yumdu, imgesel rahatlığın tam sırasıydı. Öksürüp yüzü-gözündeki sözleri döktü. Bir gün başlarken bir hayatın son bulmasını romantiklere miras bırakarak boşluğa doğru süzüldü Y.

  Yazıktır ki uçma arzusu hiç olmamıştı, yerçekimliydi karanfili. Görüyordunuz ya, bir sevdayı büyütüyordu içinde.*

  Vasiyeti kulağına çalınırken tebessümleri uçuşup yanaklarına kondu sevdiklerinin. Eli yüzünde uyananlar güzel bir günün ölümle vücut bulduğuna yemin edebilirdi. Yine heba olmuştu birileri.

Günaydın dünya!

Dönmeye devam et.

Yorgun

Hamide Nur TUTUK